top of page

MONİCA VE İLK HATIRLAYIŞ


Tayland yolculuğumda en uzun kaldığım ada Koh Phangan'dı. Adadaki ikinci günümdü. Burada Zen Beach diye bir yer var. Müzik yapanlar, yoga yapanlar, gün batımını izleyenler... Her akşam küçük bir festival gibi. Ben de handpanimi alıp hemen hemen her gün oraya gidiyordum. İlk zamanlar kenarda sessiz sessiz çalarken, birkaç hafta sonra beni ortaya alıp ritim tutturmaya başladılar. Fark etmeden müziğin içinde öğreniyordum. O ikinci gecemde saat gece ikiye kadar müzik yaptıktan sonra motoruma atlayıp eve dönüyordum. Acıkmıştım. Yol üstündeki gece pazarına uğradım.

Ne yiyeceğime bakarken bir kadın dikkatimi çekti. Yaklaşık otuz yaşlarındaydı. Gözlerini üzerimden hiç ayırmıyordu. İçimden, "Allah sahibine bağışlasın," dedim. Tam çıkacakken omzuma dokundu. "Bu handpan mı?" dedi. "Yes." "Burada çalar mısın?" "Yes." O kadar hoş bir kadındı ki o an İngilizce'deki bütün "no" kelimelerini unuttum.

Oturduk. Hiç konuşmadan çalmaya başladım. Yaklaşık yirmi dakika sonra içeridekiler alkışladı. Kadının adı Monica'ydı. Sarılıp, "Bir tane daha çalar mısın?" dedi. İçimden, "Sen iste sabaha kadar çalarım," dedim. Ama İngilizce söyleyemeyince Türkçe söyledim. Kendime de güldüm. Monica handpan dersi almak istedi. Ücretimi sordu. "Senden para almam," dedim. Çünkü bazen bir insanın gözündeki istek, vereceği paradan daha kıymetlidir. Gözleri doldu. Tekrar sarıldık. Tam ona gözlerinin çok güzel olduğunu söyleyecekken bir adam geldi. "Aşkım," diyerek Monica'ya sarıldı. Meğer evlilermiş. Ben de hemen toparladım. "Allah bir yastıkta kocatsın," dedim içimden.

Ertesi gün beni evlerine davet ettiler. Ormanın içinde harika bir villada yaşıyorlardı. Akşam bir kakao seremonisi yapılacaktı. Mumlar, tütsüler, müzikler... Güzel bir ortam vardı. Gece ilerledikçe dans etmeye başladık. Saatlerce dans ettik. Sonra kakao seremonisine geçildi. Ben de handpan çalmaya başladım. Bir süre sonra gözlerimi açtım. Hocanın sesi duyulmuyordu. Çünkü handpani biraz fazla coşkulu çalıyormuşum. Yavaşladım. Karşımdaki hocanın ellerini açıp, "Oh be..." dediğini gördüm. Kendimi tutamadım. Kahkaha attım. O da güldü. İnsanlar da gülmeye başladı. O an bir şey fark ettim. Hayat bazen tam da böyleydi. Dağılıyorduk. Sonra tekrar dönüyorduk. Belki de mesele hiç dağılmamak değildi. Dağıldığını fark edip geri dönebilmekti.

O gece Monica'nın evinden ayrılırken hayatımdaki ilk büyük hatırlayışı düşündüm. Çünkü yıllar önce yaşadığım bir olay, beni bugün bulunduğum yere getirmişti. Spor akademisine hazırlanıyordum. Babam iflas etmişti. Ev gitmişti. Araba gitmişti. Dükkan gitmişti. Hazırlık kursuna gidecek paramız yoktu. Tam o günlerde yıllardır görüşmediğimiz amcamın eşi hastalandı. Babam onu ziyarete gitti. Sonra yengem bizde kalmaya başladı.

Bir gün bana, "İleride ne olacaksın?" diye sordu. "Spor akademisine gitmek istiyorum," dedim. "Kursa gitmem gerekiyor ama param yok." Yüzüme baktı. Öyle bir baktı ki... Sanki sonucu biliyordu. "Gireceksin," dedi. Sonra çantasından para çıkarıp elime verdi. "Yarın git kayıt ol," dedi.

O an ilk kez farklı bir şey hissettim. Sanki olacak olan şey çoktan olmuştu. Ben sadece ona doğru yürüyordum. Bir ay sonra binlerce kişinin arasından Marmara Üniversitesi Spor Akademisi'ni kazandım. Yengem daha sonra Almanya'ya döndü. Ve bir süre sonra vefat etti.

Yıllarca bu olayı düşündüm. Nasıl olmuştu? Babamın yıllardır konuşmadığı insanların içinden bana yol açan bir kapı çıkmıştı. Tesadüf müydü? Kader miydi? Hayat mıydı? Bilmiyorum. Ama o gün ilk kez soru sormaya başladım. Belki de yolculuğum o gün başladı. Belki de yolculuk zaten başlamıştı. Ben sadece ilk kez fark etmiştim.
















Yorumlar


© 2023 by Muzaffer Alemdar Tüm hakları saklıdır.

Mesajınız Ulaştı. Teşekkürler.

bottom of page