BELKİ DE PRATYAHARA
- Muzaffer Alemdar

- 2 Eki 2024
- 3 dakikada okunur
Tayland yolculuğumda çeşitli spiritüel seremonilere gidiyordum. Kimisinde handpan çalıyor, kimisinde sadece oturup insanları izliyordum. Bir gün bu seremonilerden birinde Shakira ve Olga adında iki yoga hocasıyla tanıştım. İkisi de çok tatlı insanlardı. Telefon numaralarımızı aldık.
Ertesi gün mesaj attılar. "Muso gel müzik yaparız" dediler. "İşim var" dedim. Şaka şaka... Motoruma atladığım gibi gittim.
Buluştuğumuz yer ormanın içinde, ateş başı olan otantik bir alandı. Tayland'da bazen öyle yerlere denk geliyorsun ki insan içeri girince neden geldiğini unutuyor. Bir süre oturduk, sohbet ettik. Shakira seremoniyi düzenleyenlerden biriydi. "Seremoni çok güzeldi" dedim. Sonra da "Sen de çok güzelsin" dedim. Olga'ya da söyledim. Çünkü o da güzeldi.
Bir süre sonra Shakira bana dönüp, "Türk hamamına gidiyor musun?" diye sordu. Benim İngilizcem malum. Türk hamamına en son otuz sene önce gitmişim. Onu anlatmaya kalksam akşam olur. "Sometimes" dedim. "Kaç dakika kalıyorsun?" diye sordular. "Thirty" dedim. Ağzımdan çıktı. Halbuki iki dakika dursam başarı sayarım. Çocukken babamla hamama gittiğimizde hep kaçardım. İkisi de şaşırdı. "Really?" dediler. Ben de şaşırdım. Çünkü söylediğim şeye ben de inanmamıştım.
Bir süre sonra ayağa kalkıp soyunmaya başladılar. Sonra bana dönüp, "Hadi sen de" dediler. "Tamam" dedim. Neden diye sormadım. Çünkü Tayland'da belli bir noktadan sonra soru sormayı bırakıyorsun. Hayat zaten senden hızlı ilerliyor. Ellerimden tuttular. Ortada ben. Bir yanımda Olga, bir yanımda Shakira. Mutlu mutlu yürüyoruz. Yavaş yavaş bir kapıya yaklaşıyoruz. İçimden, "Muzaffer bakalım bu sefer ne çıkacak?" diye geçiriyorum.
Kapıyı açtılar.
Sauna.
Bir an rüyada olduğumu düşündüm. Sonra sıcak yüzüme vurunca bunun gayet gerçek olduğunu anladım. İçerisi o kadar sıcak ki göz gözü görmüyor. İngilizcem zaten yarım. Bir de bana soru soruyorlar. Ben cevap vermeye çalışıyorum. O an dışarıdan kendimi izlesem kesin gülerdim.
Sonra gözlerimi kapattım. İçimden, "Muzaffer ne güzel bir deneyimin içindesin" dedim. İlginçtir, o cümleden sonra her şey değişti. Sıcak aynı sıcaktı. Sauna aynı saunaydı. Ama kaçmak isteyen kişi gitmişti sanki. Yirmi dakika sonra Shakira kapıyı açtı. Elimden tuttu ve dışarı çıktım. Hayatımda ilk defa dışarıdaki havaya aşık olmuş olabilirim.
Biraz oturduk. Sonra yine geldiler.
"Hadi gidiyoruz."
dediler.
Yine sauna.
Yine dışarı.
Yine sauna.
Yine dışarı.
Bu döngüyü dört kez yaşadık. Dördüncüde Shakira, "Hadi çıkıyoruz" dediğinde bu sefer ben, "Yok, biraz daha kalacağım" dedim. İşte orada bir şey fark ettim. İlk girişimde kaçmak istiyordum. Şimdi ise kalmak istiyordum. Bir şey değişmemişti aslında. Sauna hâlâ aynı saunaydı. Sıcak hâlâ aynı sıcaktı. Sadece benim onunla ilişkim değişmişti.
Bir süre sonra ateş başına döndük. Sohbet ediyoruz. Derken Olga telefonundan bir video açtı. Çivili tahta. Şu insanların çıplak ayakla üzerinde durduğu şey. "Yaptın mı?" diye sordular. "Tabii" dedim. "Kaç dakika?" diye sordular. Ben yine "Thirty" dedim. Artık her soruya otuz dakika diyordum. Bu noktada ben de kendime inanmaya başlamıştım. Yine şaşırdılar. "Really?" dediler. Bu soruyu o gün o kadar çok duydum ki bir süre sonra kendimi Guinness Rekorlar Kitabı'na başvuracak biri gibi hissetmeye başladım.
Aradan birkaç dakika geçti. Uzaktan biri, "Hello! Hello!" diye bağırarak gelmeye başladı. Shakira ve Olga bir anda heyecanlandı. Yaklaştıkça neye sevindiklerini gördüm. Adamın elinde çivili tahta vardı. İçimden, "Allah ne oluyor gene?" dedim. Sonra yine ellerimden tuttular. Yine ortada ben. Yine bilinmezliğe doğru yürüyoruz.
Önce Shakira çıktı. Yirmi dakika durdu. İnsanlar alkışladı. Sonra Olga çıktı. On beş dakika durdu. Yine alkışlar yükseldi. Ben de handpanime sarılmışım. Belki beni unuturlar diye çalıyorum. İnsan bazen müziğin arkasına saklanabiliyor. Ama unutmadılar.
"Come on Muzaffer!"
dediler.
O an aklıma çocukken Kurban Bayramı'nda arkadaşlarla kurban edilecek koyunları izlediğimiz günler geldi. Ortaya kocaman bir saat koydular. Herkes bana bakıyor. Ben de yüzümde hafif bir tebessümle yürümeye başladım. Sanki her gün kırk dakika çivinin üstünde duruyormuşum gibi ilerliyorum. İçeride ise durum biraz farklı tabii.
Tahtanın üzerine çıktım. İlk dakikalar geçti. Sonra biraz daha geçti. Sonra biraz daha. Bir yerden sonra süreyi unuttum. Çivileri de unuttum. Kendimi de unuttum. Sadece oradaydım. Shakira elimi tuttuğunda beş dakika geçtiğini sanıyordum. Meğer kırk dakika durmuşum.
Tahtadan indim ve ayağımı çimlere bastım. O an sadece güldüm. Çünkü bütün gün kaçmaya çalıştığım şeylerin içine girip çıkmıştım. Önce sauna, sonra çiviler, sonra yine sauna, sonra yine çiviler... Ve hiçbirinde ölmemiştim. İnsan bazen zihninde yaşadığı şeylerden daha korkunç hiçbir şey olmadığını böyle anlıyor.
O gece motoruma binip eve dönerken sağımda solumda dev ağaçlar vardı. Önümde karanlık orman yolu uzanıyordu. Sırtımda handpan, yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Motorun sesi gece böceklerinin sesine karışıyordu. Kendi kendime, "Muzaffer, senin başına normal şeyler neden gelmiyor?" diye sordum.
Cevap gelmedi.
İyi ki de gelmedi.

Yorumlar