BİR MANDALİNA YER MİSİN?
- Muzaffer Alemdar

- 30 Eki 2024
- 1 dakikada okunur
İstanbul dışında düzenlediğim etkinliklerde genellikle birkaç gün daha kalırım. Yazın çadır kurarım, kışın ise bazen katılımcılar beni evlerine davet eder. "Hocam, nerede kalacaksınız?" diye sorarlar. "Bilmiyorum," derim. "Bizde kalabilirsiniz," derler. Ben de kalmak istiyorsam "Tamam," derim. İstemiyorsam "Hayır," derim.
Uzun zamandır dikkatimi çeken bir şey var. İnsanlar çoğu zaman istedikleri şeyi doğrudan söylemiyor. "Rahatsız etmeyeyim ama..." diye başlıyorlar. Oysa rahatsız etmek istemiyorsan gitmezsin. Gitmek istiyorsan da gidersin. Aradaki o cümle çoğu zaman kibarlık gibi görünse de aslında zihnin kararsızlığı oluyor.
Mandalina meselesi de biraz buna benziyor. Birisi sana bir mandalina uzatıyor. Hemen cevap geliyor:
"Yok, teşekkür ederim."
Neden?
"Tokum."
Belki gerçekten toksun. Ama bazen düşünüyorum da, hayat boyunca kaç mandalinayı geri çevirdik acaba? Sadece mandalinayı değil. Bir daveti. Bir sohbeti. Bir dostluğu. Bir teşekkür etmeyi. Bir sarılmayı.
Bazen bir insan sana bir şey uzatırken aslında mandalina vermiyor. Seni düşünüyor. Seninle bir şey paylaşmak istiyor. Aranızda küçük bir köprü kuruyor. Biz ise çoğu zaman meyveye bakıyoruz, köprüye değil.
Bir süre önce şunu fark ettim: Hayatın en güzel anları büyük olaylar değildi. Birisinin bana çay koymasıydı. Bir arkadaşın "Gel otur," demesiydi. Bir teyzenin masama meyve bırakmasıydı. Küçük şeylerdi. Ama insan zaten hayatı küçük şeylerde yaşıyor.
Belki özgürlük de burada başlıyor. Büyük kararlar vermekte değil. Hayata sürekli "hayır" demeyi bırakmakta. Bazen uzatılan mandalinayı alabilmekte. Bazen davet edildiğin yere gidebilmekte. Bazen de hiçbir sebep aramadan teşekkür edebilmekte.
Bu yüzden bugün biri sana bir mandalina uzatırsa hemen reddetme. Al. Belki yemezsin. Belki sonra yersin. Ama önce al.
Çünkü bazen hayat kapıyı mandalina kılığında çalıyor.



Yorumlar