I Can Leave You
- Muzaffer Alemdar

- 21 Kas 2024
- 2 dakikada okunur
Tayland'da, Phangan Adası'ndaki ilk haftamdı. Bir kirtan gecesine gitmiştim. Ormanın içinde büyük bir çadır kurmuşlardı. İnsanlar mantralar söylüyor, gitarlar çalıyor, herkes kendi halinde müziğe eşlik ediyordu. İçeride Müslümanlar, Hristiyanlar, Budistler vardı. Birisi ilahi söylüyor, diğeri mantra. Kimse kimsenin neye inandığını umursamıyordu. Sadece birlikte şarkı söylüyorlardı. Kirtan bittikten sonra handpanimi alıp dışarı çıktım. Tam o sırada omzuma hafifçe bir el dokundu.
Döndüğümde genç bir kız bana bakıyordu. "Bana handpan çalar mısın?" diye sordu. "Tabii," dedim. Çevrede çok ses vardı. Birlikte daha sessiz bir yer bulmak için ormanın içine doğru yürümeye başladık. Bir süre sonra büyük bir ağacın altına oturduk. Ay ışığı yüzüne vuruyordu. Arka planda kuş sesleri vardı. Toprağın üzerinde oturuyorduk. O anı dışarıdan izlesem muhtemelen kurgu sanırdım. Ama bazen hayatın kendisi kurgu gibi oluyor.
Çalmaya başladım. Birkaç ritmi birleştirerek melodileri uzattım. Julia dikkatle dinliyordu. Bir süre sonra kendi sesiyle eşlik etmeye başladı. Yaklaşık on beş dakika çaldım. Sonra handpani ona uzattım ve denemek isteyip istemediğini sordum. Gülümsedi ve hemen aldı. Çalmaya başladığında şaşkınlıkla onu izledim. Hayatımda duyduğum en iyi handpanlardan biriydi. Notalara vurmuyordu sanki. Enstrümanla konuşuyordu. O gece asıl dinletiyi veren kişi ben değilmişim gibi hissettim.
Bir süre daha sohbet ettik. Yardımcı olmak istedim. Gece ilerlemişti ve insanların çoğu dağılmıştı. Telefonumu çıkardım, çeviri uygulamasını açtım ve söylemek istediğim cümleyi yazdım. Niyetim şuydu: "Seni bırakabilirim." Yani isterse motorla onu kaldığı yere götürebileceğimi söylemek istemiştim. Telefonu ona uzattım. Bir anda yüzü düştü. Bir şeylerin yanlış gittiğini hissettim ama anlayamadım. Hızlıca tekrar çevirdim, tekrar gösterdim. Bu sefer daha da bozuldu. Sonra arkasını dönüp uzaklaştı.
Ben ise elimde handpanla ağacın altında öylece kaldım. Bir süre daha oturup çaldım. Sonra motoruma bindim ve eve döndüm. Ertesi sabah uyandığımda merak edip çeviriye tekrar baktım. O anda her şey ortaya çıktı. Benim "Seni bırakabilirim" diye çevirdiğimi sandığım cümle aslında "I can leave you" olmuştu. Yani "Seni terk edebilirim." Julia'nın neden bozulduğunu o an anladım. Kahkaha atmaya başladım. Kız haklıydı. Durduk yere romantik bir filmin ortasında terk edilme konuşması açmıştım.
Ama ilginç olan şey yanlış anlaşılmanın kendisi değildi. İlginç olan, o geceden sonra Julia'nın handpan çalışının günlerce aklımdan çıkmamasıydı. Daha çok çalışmaya başladım. Yeni teknikler denedim. Saatlerce pratik yaptım. Bir gün onunla tekrar karşılaşırsam aynı seviyede çalabilmek istiyordum. Bu bir hırs değildi. Daha çok ilham gibiydi. Bazen hayatımıza giren bazı insanlar bize bir şey öğretip gider. Julia da farkında olmadan bunu yapmıştı.
Yaklaşık iki ay sonra bir arkadaşım aradı. Düzenleyeceği bir atölyede handpan çalmamı istedi. Başka bir kişinin daha çalacağını söyledi ama ismini vermedi. Nedense içimden Julia geçti. Atölye günü içeri girdiğimde onu gördüm. O da beni görünce şaşırdı. Bir süre sonra birlikte çalmaya başladık. Yaklaşık yarım saat boyunca hiç konuşmadan müzik yaptık. Atölye bittiğinde yanıma geldi ve gülerek, "Nasıl bu kadar geliştin?" diye sordu.
Ben de gülümsedim.
"I can leave you," dedim.
Bir an durdu. Sonra ikimiz de kahkahalarla gülmeye başladık. O günden sonra fırsat buldukça birlikte çaldık. Hatta yaşadığımız o yanlış anlaşılmanın adını verdiğimiz küçük bir bestemiz bile oldu.
Bazen hayatın en güzel hikayeleri doğru anlaşılmalarla başlamıyor. Bazen her şey bir çeviri hatasıyla başlıyor.



Yorumlar