ÇIPLAKLAR KAMPI
- Muzaffer Alemdar

- 27 Eki 2024
- 2 dakikada okunur
Tayland'da Koh Samui'de bir ay geçirdikten sonra Koh Phangan Adası'na geçtim. Yanımda iki büyük bavul vardı. Birinde Türkiye'den getirdiğim ses meditasyonu enstrümanları, diğerinde kişisel eşyalarım. Büyük bir gong, sırtımda yirmi kiloluk handpan ve türlü türlü aletlerle adaya vardığımda neredeyse seksen kilo yük taşıyordum. İlk gün bavullarımı hostele bıraktım, bir motosiklet kiraladım ve adayı dolaşmaya başladım. Sırtımda handpanla geziyor, müzik yapan insanlarla tanışıyor, bazen birlikte çalıyor bazen de sadece dinliyordum. Bir yandan da İngilizcemi geliştirmeye çalışıyordum.
Öğleden sonra sıcak iyice bastırınca kendimi sahile attım. Herkes mayosuyla denize giriyor, güneşleniyor, sohbet ediyordu. Ben de biraz yürüyüp denizi izlemek istedim. Ayaklarım kumun ve suyun serinliğini hissederken, sırtımda handpanla sahil boyunca yürüyordum. Bir ara öyle dalmışım ki sahilin sonuna kadar geldiğimi fark etmedim. Tam geri dönmeye hazırlanırken yanımdan koşarak çıplak bir adam geçti. Ardından bir kadın da önümden geçip denize çıplak girdi. Bir an durdum. Birkaç saniye önce herkes mayoluydu. Kendi kendime, "Allah Allah," dedim. Sonra etrafa biraz daha dikkatli bakınca gerçeği anladım. Fark etmeden çıplaklar kampına kadar yürümüşüm.
O an manzara oldukça ilginçti. Sahildeki herkes çıplaktı. Şalvarıyla ve sırtında handpanıyla dolaşan tek kişi bendim. Bir yandan gülüyor, bir yandan da bulunduğum duruma şaşırıyordum. Tam geri dönecekken birkaç kişi beni çağırdı. Birisi handpan çalmaktan bahsetti, bir başkası yanıma gelip sohbet etmek istedi. Bir süre yürümeye devam ettim ama sonra iki genç kadın bana seslendi. Bu sefer daveti kabul ettim ve gidip yanlarına oturdum.
Muhabbet etmeye başladık. Benim İngilizce o zamanlar oldukça kırık döküktü. Söylediklerinin yarısını anlıyor, diğer yarısında gülümseyip "yes" diyordum. Ama ilginç olan şu ki, bazen insanlar aynı dili konuşmasa da anlaşabiliyor. Bir süre sonra rahatladım. Sohbet ilerledikçe içimde başka bir ses konuşmaya başladı. "Acaba ben de mi çıkarayım?" diyordu. O an uzun zamandır hissetmediğim bir duygu fark ettim. Utangaçlık. Yıllardır karşılaşmadığım kadar saf ve doğal bir utangaçlık.
Bir süre oturdum ve o hissi izledim. Kaçmaya çalışmadan. Bastırmadan. Sadece izledim. Sonra ayağa kalktım. Derin bir nefes aldım ve mayomu çıkardım. O kadar. Ne gökten ışık indi ne de evren bana bir mesaj gönderdi. Sadece üzerimdeki mayoyu çıkardım. Ama ilginç olan şey mayoyu çıkarmak değildi. İlginç olan, o sırada içimde olanları fark etmekti.
Bir süre sonra handpanimi aldım ve çalmaya başladım. Gözlerimi kapattım. Notalar geldi, geçti. Rüzgar esti. Denizden sesler geliyordu. Zaman duygusu kayboldu. Ne kadar çaldığımı bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda etrafımda insanlar toplanmıştı. Kimisi oturuyor, kimisi dans ediyor, kimisi sadece dinliyordu. Hepimiz farklı ülkelerden gelmiştik. Farklı hikayelerimiz vardı. Ama o an bunların hiçbir önemi yoktu.
O gün anladım ki bazı deneyimlerin değeri, ne kadar spiritüel göründüğünde değil, sana kendinle ilgili ne gösterdiğinde saklı. Tayland'a meditasyon aramaya gitmiştim belki ama o gün bulduğum şey başka bir şeydi. Uzun zamandır unuttuğum bir duyguyu hatırladım. Utangaçlığı.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bilgiler değil. Kendini biraz daha yakından görmek. Ve bazen bu, bir tapınakta olmuyor. Bazen bir sahilde oluyor. Bazen sırtında handpanla yürürken oluyor. Bazen de yanlışlıkla girdiğin bir çıplaklar kampında. 😊




Yorumlar