MEDİTASYON
- Muzaffer Alemdar

- 9 Tem
- 3 dakikada okunur
Bu yazının sonunda meditasyonun ne olduğunu kavrayıp en derin meditasyonun nasıl yapıldığını öğreneceğiz.
Aslında meditasyon yapılan bir şey değildir. Yani "meditasyon yapıyorum" dediğinde aslında meditasyon yapmış olmuyor insan. Bir de en derin meditasyon, genellikle hiç hazırlık yapılmadan olan meditasyondur.
Burada kafalar biraz karışıyor, normal. Çünkü günümüz modern spiritüalizminde meditasyon kendini keşfetmek, gözleri kapayıp Buddha gibi oturmak olarak anlatılır.
Gelin derinleşelim. Seversin derinleşmeyi. Mesela derinleşmek için meditasyon yaparız. Stresten uzaklaşmak için, öfkeyi yenmek için. Bunlar yanlış değildir ama yapılan şey meditasyon değildir.
Örneklerle gidelim. Günümüz modern yogasında meditasyon, kendini keşfetme sanatı olarak tarif edilir. Keşfetmek... Bu aslında senin eline bir şey vermektir. Adamlar biliyor bizim zihin yapımızı. Elimize bir şeyler alıp ilerlemeden duramadığımızı bildikleri için bu açıklamalar çokça duyulur oluyor.
Mesela sana desek ki meditasyon sessizliktir. Umurunda olmaz. Zihin karmaşık şeyler ister. Daha havalı cümleler ister. Bu ilk başta böyledir zaten. Zihin parıltılı cümleleri sever. Aslında bunu seven egodur. Ya sessizlik çok yavan der ego. Keşfetmek, içsel saf varoluş halimizle bağlantı kurmak, yüksek benliğimizle bağlanmak falan daha caziptir. O yüzden sana devamlı bu cümleler söylenir. Sen de bu cümleleri alıp kimlik yaparsın ve sıcarsın.
Mesela şimdi böyle konuştum diye acaba zihninde neler oldu? Öfke belirdi mi? Bana karşı bir duygu oluştu mu? "Aa nasıl konuşuyor?" diye düşündün mü. Eğer öfke belirdiyse ben senin içinde olan bir şeyin fışkırma halini yansıtıyorum. Eğer öfke, yargı belirmediyse hissettiğin sezgidir. Hani "o senin aynan" deriz ya her şeye. Bu formülü kullan. Öfke duyarsan o senin içinde olanı sana fışkırtır. Öfke duymazsan işte o saf sezgidir.
Bugün birçok kez meditasyon yaptın alında. Mikrosaniye... Bir saniye... Ama farkında değildin. Çünkü zihin dalgalıydı. Kulağın muhakkak bir kuş sesi duymuştur. Gözün bir deniz kenarında suya bakmıştır. Aynada gözlerine ya da bir kediye bakmışsındır.
Şimdi dramatize edip meditasyon kediyi sevmektir, sevgi pıtırcığı olmaktır demeyelim. Daha esaslı olalım. Çünkü bu sevgi pıtırcığı halimiz de bir kimliktir. Bir tutunmadır. Herkes öyle dediği için oluşan bir kimlik olabilir. Olmaya da bilir. Ama çoğu zaman o kedinin gözlerinin içine bakmak, kuş sesini dinlemek, aya bakmak gibi ifadeler insanlarda yaşanmaz. Bilgide kalır.
Ve aslında yaşanmaması sorun değildir. Yaşamak istediğinde yaşanacak, deneyimlenecek şeyler de değildir. Ne yani ben hakikati görmek istiyorum dediğinde kediye bakıp, dokunup hakikati mi göreceksin?
Evet. Göreceksin. Çünkü derinlik şu an senden bir milim dahi uzakta değildir.
Ama meditasyon kendimizi keşfetmek falan filan... Bu, günümüz yogası ve spiritüalizminde sık görülen bir şey. Sanki ulaşılacak bir şey varmış gibi. Eğer sen o bilgiyi alıp kullanıyorsan sorun değil. Çünkü karşına onlar çıkıyor. Bu şu demek. Senin hayatı algıladığın yerde o kelimeler, o insanlar var. Sessizlik diyen birine çekilmiyorsun. Bu yükseklik alçaklık değil. Sadece temas edilen yer farklı.
"Meditasyon yapmaya gidiyorum." Tütsüler yakmak, sesle, nefesle, dansla meditasyon yapmak, gözleri kapayıp Buddha pozisyonu almak... Bunların hepsi bizi meditasyona hazırlayan ortamlardır. Meditasyonun kendisi değildir. Meditasyon bu ortamdan sonra olursa olur. Ve sen isteyince değil, istemeyi bırakınca da değil. Gelirse gelir.
Bu kadar.
Ve bu geliş, hazırlık yapmadan gelişler olur genellikle. Mesela denizin kenarında oturdun. Denize baktın. Sonra gözlerini kapadın. Ne bir yerleşme... Ne bir meditasyon yapma tribi... Ne omurgayı düzeltme ihtiyacı...
Şimdi bunu da yanlış okuma. Bu bir şey yapma çağrısı değil. Bu, meditasyon yapmak için yaptığın hazırlıklarla beklentiye düşme anın. Düşme Ahmed'im. Bırak. Orada bırak. Sadece gözlerini kapamak istiyorsan kapa.
Sessizlik olacak. Sadece sessizlik. Dışarıdaki seslerin içinde senin sessizliğin. Tarif edilebilir mi? Daha önce hıyar yememiş birine hıyarı nasıl tarif edemezsek bu da öyle tarif edilmez aslında. O yüzden kadim öğretiler tarif etmez. Yoga tarif etmez. Budizm tarif etmez. Çünkü tarif etmenin seni beklentiye düşüreceğini bilir. O kadar hassaslarmış adamlar. Şimdiki gibi "meditasyon böyledir" deyip seni etkilenmek üzerine konuşmazlar.
Peki sadece sessizlik mi?
Biraz önce kedi, kuş falan dedim ama orayı kaçırdın mı? Hani mikrosaniye dedim. Bir, iki saniye dedim. O neydi sence? O andı.
An...
Anda kaldığın her an meditasyondur. Bu mikrosaniyelerin, bir iki saniyelerin uzadığında, günlük hayatın içinde yaşamaya başladığın döneme de yogada Samadhi denir. Yani sıradan olanı artık görebilen bir zihin.
Evet ama şimdi sen Samadhi yani aydınlanmayı, sabah kalkınca olağanüstü bir şey olacak, konfetiler yağacak, yoga müfettişi gelip "Evet beybi, Samadhi'ye ulaştın." deyip üzerine krem şanti dökecek zannediyorsun.
Samadhi yazım artık başka bir zaman.
Şimdilik bu kadar.
Namaste.
Eyvallah.




Yorumlar