NARU
- Muzaffer Alemdar

- 2 Tem
- 3 dakikada okunur
Bir gün telefonuma bir yayınevinden bir mesaj geldi. "Kitap çıkarmak ister misiniz?"
Gülümsedim. "Ben sizi bekliyordum." diye cevap verdim.
Gerçekten bekliyordum. Yıllardır bir gün kitap çıkaracağımı hissediyordum. Ne zaman olacağını bilmiyordum ama olacağının hissiyatını yaşıyordum. Bazı şeyler planlanmadan sessizce içeride büyür ve zamanı gelince kapıyı çalar. Bu da onun gibi oldu.
Uzun zamandır yazıyorum. Gittiğim her yere küçük bir defter taşırım. Bazen tek bir cümle, bazen de tanımadığım bir insanın yüzündeki ifade düşer o sayfalara. Instagram'da ve blog sayfamda paylaştığım yazılar sanırım onların da dikkatini çekmişti.
Mesajı aldıktan sonra karavanıma bindim ve bir şelalenin yanına gittim. Kendi kendime, "Kitap burada yazılır." dedim. Hani filmlerde yazarlar göl kenarında bir kulübeye kapanırlar ya... Benim kulübem karavanım, gölüm de o şelaleydi.
Yaklaşık dört ay boyunca orada yaşadım. Kimsenin olmadığı, nadiren birkaç kişinin uğradığı bir yerdi. Sabahları şelaleye giriyor, kelebeklerle ve yusufçuklarla aynı günü paylaşıyordum. Orada tanıştığım bir köpek vardı. Adını Zeus koydum. Aramızda bir bağ oluşmadı, zaten vardı.
Kasabaya alışverişe gittiğimde dönüşümü bekler, beni görünce sevinçten deli olurdu. Geceleri karavanım da uyurdu. Karavanda yemek yapıyor, yanımda götürdüğüm enstrümanlarla her gün müzik çalıyor, doğanın içinde yaşıyordum. Dışarıdan bakınca bir yazarın ihtiyaç duyabileceği her şeye sahiptim.
Ama dört ayın sonunda sadece üç sayfa yazmıştım. Bilgisayara geçirince iki buçuk sayfa oldu. Yayınevini arayıp "Kitap hazır." diyemedim. Çünkü ortada kitap yoktu. Sadece iki buçuk sayfa vardı. Şelaleden ayrılırken kendi kendime, "Evime dönünce yazarım." dedim. Denedim. Olmadı. Bir daha denedim. Yine olmadı. Sonra yazmayı tamamen bıraktım. Çünkü artık yazamıyordum.
Yıllardır akan o dil kaybolmuştu. Kelimeler gelmiyordu. Ne yazsam bana ait değilmiş gibi hissediyordum. Ve yazmayı bıraktım. Yaklaşık yedi sekiz ay boyunca tek satır yazmadım. Gerçekten hiçbir şey.
Sonra bir sabah uyandım. Karşımda artık şelale yoktu. Kelebekler yoktu. Zeus yoktu. Sadece duvar, perde ve pencere vardı. Ve tam o gün yeniden yazmaya başladım. Yaklaşık bir ay sonra Naru bitmişti. Şimdi dönüp baktığımda nedenini görüyorum. Ben kitabı yazmak için şelaleye gitmiştim. İşte bu yüzden yazamamıştım. Çünkü doğumu kontrol etmeye çalışıyordum. Oysa bazı şeyler çağırıldığında gelmiyor. Hazır olduğunda kendiliğinden doğuyor.

Aslında Naru'yu şelalede yazmadım. Ama bugün hissediyorum ki orada doğdu. İlk nefesini belki orada aldı. Ben fark etmedim. Yazmıyormuşum gibi görünüyordu ama meğer yaşıyormuşum.
Naru'nun ana karakterlerinden biri de Zeus oldu. Bunu ben de sonradan fark ettim. Çünkü o bana hiçbir şey öğretmeye çalışmadı. Hiç konuşmadı. Sadece yanımda yürüdü. Bekledi. Baktı. Sessiz kaldı. Bazen insanın en büyük öğretmeni konuşan biri olmuyor. Sessizce yanında duran biri oluyor. Zeus, Naru'nun içine belki de bu yüzden girdi. Ben onu yazmaya çalışmadım. O zaten hikayenin içindeydi.
En ilginç tarafı ise şu... Ben bambaşka bir kitap yazacağımı sanıyordum. Günümüzde çok gördüğümüz spiritüel kitaplardan biri olacağını düşünüyordum. "Şunu yaparsan böyle olur.", "Sabah şu nefesi al.", "Bilincini açmak için bunları uygula." diyen bir kitap...
Ama yazı benim planımı umursamadı. Kendi yolunu seçti. Ve ben bir roman yazdım. Hatta bunun bir roman olduğunu ben de sonradan fark ettim. Sanki yazarken benim de dilim değişti.
Yoga Sutraları diye kadim metinler vardır. İnsan zihninin özgürlüğünü hatırlaması ve olanı olduğu gibi görebilmesi üzerine yazılmış cümlelerdir. Bugün buna çoğu zaman "aydınlanma" deniyor. Oysa aslında mesele olağanüstü bir yere ulaşmak değil, sıradan olanı gerçekten görebilmektir. O yüzden Naru'da Yoga Sutraları bilgi olarak anlatılmıyor. Bir ineği sağan kadının sözlerinde yaşıyor. Zeus'un sessizliğinde yaşıyor. Hiç yabancı dil bilmeden dünyanın farklı yerlerinde müzik yaparak yaşayan bir adamın yolculuğunda yaşıyor.
Benim bildiğim kadarıyla Yoga Sutraları'nın özünü öğreten değil, yaşatan bir romanın içinde anlatan başka bir hikayeye rastlamadım. Bu ilk kitap olacak sanırım.
Belki de Naru'nun en sevdiğim yanı bu. Size ne düşüneceğinizi söylemiyor. Sadece bir yolculuğa davet ediyor.
İçimde tarif edemediğim bir his var. Yıllar önce bir gün kitap çıkaracağımı hissetmiştim. Şimdi de Naru'nun kendi yolunu bulacağını hissediyorum. Belki yanılırım. Belki de hiç yanılmam. Bunu zaman gösterecek.
Dört yıl önce bloguma "Bir gün kitap çıkaracağım. Ama nasıl çıkaracağımı bilmiyorum" diye yazmıştım. Bugün de bunları buraya bırakmak istedim. Belki yıllar sonra dönüp tekrar okuruz. Belki de bazı hikayeler yazılmaz. Sadece zamanı gelince birinin içinden geçerek dünyaya gelir. Naru'nun hikayesi böyle başladı. Kim bilir belki bir zaman sonra filmini de izleriz.
Yakında yeniden görüşürüz.



Yorumlar