ALMA VERME DENGESİ
- Muzaffer Alemdar

- 4 Eyl 2024
- 2 dakikada okunur
"Zeynep, bana şu öğrendiğini anlatır mısın?"
"Tabii anlatırım ama sen de bana bir şey yap ki alma verme dengesi olsun."
Bu cümleyi duyduğumda hep gülümsüyorum. Çünkü birine sevgi verirken, bilgi verirken, yardım ederken ya da sadece zaman ayırırken aklımızın bir köşesinde sürekli aynı hesap dönüyor: "Peki ben ne alacağım?" Sonra da buna spiritüel bir isim buluyoruz: "Alma verme dengesi." Oysa bazen mesele denge değil, pazarlık oluyor.
Eğer verdiğin şey seni yoruyorsa, kırıyorsa, içinde huzursuzluk oluşturuyorsa belki de kendine şu soruyu sorman gerekiyor: Neden seni mutsuz eden bir şeyi yapmaya devam ediyorsun? Kimse senden sürekli vermeni istemiyor. Ama verdiğin her şeyin karşılığını beklediğinde verdiğin şey değişiyor. Artık hediye olmaktan çıkıyor, ticarete dönüşüyor.
Bazen insanlar yıllarca meditasyon yapıyor, nefes çalışıyor, ritüeller uyguluyor, kitaplar okuyor. Sonra bir gün dönüp, "Bir şey açılmıyor", "Açılım yaşamıyorum", "Çalışmıyor" diyor. İşte burada aklıma hep aynı şey geliyor. Araba çalışmıyor diye direksiyonu değiştiriyoruz, lastiği değiştiriyoruz, aynayı değiştiriyoruz ama depoya bakmıyoruz.
Benzin yok.
Belki de mesele yöntem değildir. Belki de mesele, o yöntemin çalışması için gereken şeyi unutmuş olmamızdır. Benim gördüğüm kadarıyla o benzin çoğu zaman vermektir. Karşılık beklemeden vermek. Bir gülümseme vermek. Bir kediye mama vermek. Bir yaşlıyı dinlemek. Bir arkadaşını gerçekten dinlemek. Bir ağaca su vermek. Büyük şeyler değil. Küçük şeyler. Ama insanı değiştiren şeyler genelde zaten küçük olanlar.
Bir de işin komik tarafı var. Spiritüel yolculukta insanlar bazen hangi kelimeyi kullanacaklarını bile başkalarına soruyor. "İstiyorum mu demeliyim?", "İstedim oldu mu demeliyim?", "Evren yanlış anlarsa ne olacak?" Bunu düşündüğümde içimden hep aynı şey geçiyor:
Hay senin kıtlık bilincine...
Bir düşün. Mutlak güç senin kullandığın kelimeye mi takılacak? Yanlış fiil çektiğin için dileğini reddedecek mi? Bazen özgürleşmek için çıktığımız yolda kendimize yeni kafesler yapıyoruz. Hem de spiritüel isimler vererek.
Karma Yoga'nın en sevdiğim tarafı burada başlıyor. Der ki; ver. Güneş gibi ver. Yağmur gibi ver. Karşılık beklemeden ver. Hiçbir şey veremiyorsan bir tebessüm ver, bir selam ver, bir dokunuş ver, bir kediye mama ver. Çünkü bazen peşinden koştuğumuz bütün açılımlar, tam da bunların içinde saklanıyor.
Kur'an'da da benzer bir yaklaşım vardır. Malından verip arınan ve bunu sadece Yaradan'a duyduğu özlemle yapan kişinin huzura ereceği söylenir. Ben bu cümlede en çok şu kısmı seviyorum:
"Özlemle vermek."
Çünkü orada hesap yok. Pazarlık yok. Karşılık beklentisi yok. Sadece vermek var. Belki de bütün mesele budur. Belki de yıllardır aradığımız kapının anahtarı, almaya çalıştığımız şeyde değil; vermekten kaçındığımız şeydedir.



Yorumlar